|
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
› Avrupa Ressamlarını Seçiyor
› Turkuaz Sanatevi Sergisi
› Aksoyoğlu Pariste Sergi Açıyor
› Yıldırımdan Sergi Rüzgarı
› Ebru ve Minyatür Sergisi
› Şükran Üst Resim Sergisi
› Gaziantep' te Sergi Rüzgarı
› İşte Havalimiz İlgi Topladı
› Trabzon'da Türk Müziği Konseri
› Karadenizden Esintiler Sergisi
› Ahmet Kalkan Resim Sergisi
› Özlem Kadakaloğlu Sergisi
|
|||||||||||||||
|
Güvercin Düşleri Sergisi K.P.S.D Başkanı K.t.ü Öğretim Görevlisi Sanatçı Kadir Şişginoğlu 27 Ocak 2010 Tarihinde Atakule Vakıfbank Sanat Galerisinde Güvercin Düşleri Adlı Resim Sergisi Açıyor.Açılış 27 Ocak Saat- 18.00 Kadir Şişginoğlu 'nun Güvercin Düşleri Yazısı İnsanın ve kentlerin hayatından güvercinleri çıkarıp bir tarafa koysanız geriye ne kalırdı diye düşündünüz mü hiç? İnanın kara bir düş kalırdı. İçinde ‘güvercin’in olmadığı bu kara düş insanı umutsuz bekleyişlere mahkum eder , yarattığı kültürü de cüceye çevirirdi. Korkak, çekingen yürüyüşlü, ürkek bakışlı, yanar döner renkli bu kuş hayatlarımızı nasıl doldurur, köylerimizin, kentlerimizin, mabetlerimizin nasıl simgesi olur? Kentlerin en kalabalık yerlerinde bile arsızca ayaklarımızın altında itişip kakışan, çatı kenarlarında göğsünü kabartıp dönerek kur yapan, sıcak bakışları yüreğimize dokunan güvercinler, sadece şimdinin değil geşmişin de önemli bir kültür- sanat imgesidir. Bu imge giderek büyümüş insanlığın, şimdilerde de benim “güvercin düşlerime” dönüşmüştür. Güvercin Nuh’tan beri umut ve barıştır. İslamiyette melektir, koruyandır. Güvercin dostluktur. Size güvenirse ayaklarınızın altında bile yaşar, ürkerse , korkarsa uçar gider, bereketsizliği üzerinize serer. Bu nedenle yoksul , biçare Anadolu insanı son lokmasını, sofrasının kırıntısını kuşlarla, güvercinlerle paylaşır. O bize güvenmiş, biz de ona güvenmişizdir. Üşümesin diye güvercinlikler, kuş sarayları yapmışızdır. Çocuğumuz kadar aziz bilip , mavilğe kanat açışını coşku ile izlemişizdir. Orta Asya’da Şaman, ölen iyi insanın ruhunun güvercine dönüştüğünü düşünür. Bu nedenle bizler bunca zamandır ölen iyi insanın ardından “kuş gibi uçup gitti” deriz. Anadolu birliğinin simgesi Hacı Bektaş-i Veli’nin Horasan’dan Anadolu’ya “güvercin donunda (kılığında)” gelerek erenlerine hizmet ettiğine inanılır. Bu kendi deyişlerine “Güvercin donunda pervaz eyledi” şeklinde yansımıştır. Yunus Emre güvercinle alçak gönüllü, iyi insanı işaret eder. Tasavvufta ise manevi olarak gönül ve sır taşıyıcısıdır. Makamdan makama sır, gönülden gönüle haber taşır. Dervişlerin ruhu uyku sırasında güvercin kılığına girer. Bütün manevi makamları, göğün katlarını, cennet ülkelerini dolaşır. Ruhlara gerekli mana ışığını getirir. Bu ışık Mevlana’da “insan-ı kamil’i ” (kamil insan) yaratmış ve güvercine dönüştürmüştür. Güvercin dokunuşuyla birbirine kenetlenen Anadolu; havralarını, kiliselerini ve camilerini güvercin imgeleri ile donatmıştır . Güvercin imgesinin etrafında şimdilerde bozulmaya çalışılan bin yıllık kardeşlik yaratılmıştır. Yaşayan Anadolu birliğinin ortak imgesidir güvercin. Bu nedenle güvercin Anadolu’dur. Güvercin birliği , sevgiyi temsil eder. Güvercin güzelliği, aşkı, sanatı temsil eder. Karacaoğlan sevdiğini “güvercin duruşlu, keklik sekişli” diye tanımlamış, “güvercinliktir bu dünya/ konan göçer demedim mi” diyerek yaşamın geçiciliğini anlatmıştır. Halk türkülerimizde, manilerimizde, genç kızların çeyizlerinde yastık örtüsünde, sandık örtüsünde duvarındaki kiliminde, odasındaki halısında kuşaktan kuşağa yaşayıp gelmiştir güvercin. Sadece imgesi ile uğraşmamış Anadolu insanı , seksenden fazla çeşidini besleyerek ırklarının bir çoğunu günümüze kadar getirmiştir. Günümüzde ise; hızla büyüyen kentlerimizin kalabalık yalnızlığında sıcak bir can dostu gibi karşılar bizi. Ayaklarımızın dibinde sessizce yürürken mazlum bakışıyla, yok ettiğimiz yaşam alanının sitemini bile etmez. Hesapsız dostluğu ile hep ilk adımı atan odur. Ürkütmezseniz kaçmaz. Yanınızda size yarenlik eder. Avucunuza aldığınızda yumuşacık tüyleri arasında bebek kalbini duyarsınız. Attığınız üçbeş yemle karnını doyurur.Arsızlaştırmazsanız fazlasını istemez. İnançlı ve sabırlıdır, ekmeğini taştan çıkarır. Aç gözlü de değildir, kuru bir ağacın dalında, bir çatı aralığında, kuytuda , bir kayanın kovuğunda yaşar. Ama ille de insan ister. insansız ortamlarda yaşayamayan nadir canlılardandır. Bu nedenle en çok onlar kentlere ruh verirler. Kentleri ruhsuzlaştırmaya çalışanlara en çok direnen de onlardır. Yeni Cami’yi, Beyazıt Meydanı’nı güvercinsiz bir düşünün!.. Çatınıza, balkonunuzun kenarına bir güvercinin hiç konmadığını bir düşünün!. Altı yıldan beri çalıştığım “güvercin düşleri” serisinde güvercin gözlemlerimi anlatmaya çalıştım. İnsanlaştırdığım güvercin imgelerinde göğe yükselen Şaman’ı, Hacı Bektaş-i Veli’yi, Yunus Emre’yi, Mevlanın “insan-ı kamil’ini” gördüm. Karacaoğlanın “güvercin duruşlu” sevgilisini gördüm. Pir Sultan’ı, Nazım Hikmet’i, Nihat Behram’ı gördüm. Rüzgarına güvercin kanadı değmiş, yüreğine güvercin sıcağı sinmiş merhametli, yoksul Anadoluyu gördüm. ”Yurtta sulh, dünyada sulh” diyen Mustafa Kemal ‘i gördüm. Ve zaman içinde farkettim ki; imge olarak ben onları degiştirirken onlar da beni değiştirdi. Bu zengin düşlerde henüz daha anlatılamayanların ağırlığı var üzerimde. Yine de bir gün, bu ışık ve renk denizinde kendimi yıkanmış arınmış olarak öyle hafif hissedeceğim ki... Prof . Hasan Pekmezci'nin Kadir Şişginoğlu Hakkında Yazısı Sanat Toplumsal Sorumluluk ve Özveri Sanat; toplumumuzda çoğu insanın algıladığı ve yorumladığı gibi, makyaj yapar gibi bir eylem, ya da canı isteyince başına oturulan bir keyif çatma aracı değildir. Sanatçı da bohem bir yaşamın, ipe sapa gelmez aykırılıkların, uçuk kaçıklıkların temsilcisi değildir. Ülkemizde bu kavramların yerli yerine oturmadığı; üstelik bazı çevrelerin yerli yersiz kullandığı, bu nedenle gerçeği ile sahtesinin -uydurmasının- birbirine karıştırıldığı da bir gerçek. Sanatın en önemli tanımlarından biridir paylaşmak. Neyi, niçin, nasıl yaptığını, nasıl ortaya koyduğunu, hayatı nasıl algıladığını duygularını, düşüncelerini, özlemlerini, ideallerini paylaşmak. Hangi alanda olursa olsun ya da hangi sanat dalında kendini bulursa bulsun. Hangi toplumda yaşadığının, toplumsal bilincin farkındalığı ile bireysel birikimlerin harmanlandığı bir alan sanat. Sanatçı ise; içinde yaşadığı iklimin, atmosferin havasını, suyunu aromasını, tadını, kokusunu özümleyen ve eserlerinde hayat bulduran insan. Sanat sorumluluktur, bu ülkeye, bu topluma neler verebildiğinin, verebileceğinin sorgulamasını yapan bir sorumluluk. Bu nedenle kendini ortaya koyan, bunca sıkıntı ve bağlaçlara karşın sanatı baş tacı olarak yaşamında ön sıralara alan herkese merhaba. Bu tutkunlardan biri olan Kadir Şişginoğlu’na merhaba. Anadolu kentlerinde yaşamak, görev yapmak, kimilerine göre sanat ortamından uzak kalmak, sanatı bir kenara atıvermek adına bir gerekçe olarak sunulur. Bu kentlere, bu topluma sanatı, sanatın ulusal ve evrensel değer olarak yansımalarını getirmek sorumluluğu bir kenara itilir. Belli değerler başka sorunlara kurban edilir. Bu bir anlamda kolaycılıktır. Sanatın, sanatçının ve buna ek olarak sanat eğitimcisinin mücadeleci yanını unutmaktır. Olanaksızlıkları, olanağa çevirmek, sanatı bulunduğu ortamın yaşam alanına dâhil etmek mücadele ister. Ben de uzun yıllar Anadolu’daki görevlerimde öğrenci yetiştirdim, sanattan da kopmamanın mücadelesi içinde. Bu sorumluluğun ne denli zor ve ağır olduğunu iyi bilirim. Öğrenciliğinden bu yana iyi tanıdığım, kimliğini, kişiliğini iyi bildiğim, bu ülkenin, bu ulusun bireyi olma bilinci gelişmiş, Kadir Şişginoğlu, yıllardır bu mücadeleyi yapanlardan. Sanat merkezlerinden uzak olmaya aldırmadan, her fırsatta sanat merkezlerinin içinde olmayı başararak. Üstelik bir toplumsal sorumluluk örneği göstererek, kişisel çabaları ile bulunduğu bölgede çocukların, gençlerin kendileri olabileceği, kendi cevherlerini keşfedebilecekleri sanat ortamları -atölyeleri- yaratarak. Sanat örgütcülüğü de dâhil. Sanattan kopmadan, uçuk kaçık yaşam dilimlerine sığınmadan, bir aydın sorumluluğu içinde, bulunduğu bölgede çabalarını sürdüren bir eğitimci-sanatçı. Kimliği ile örtüşen; insancıl, doğacı, sevgi ve sevinç ortaklığını ilke edinen bir kimlik. Kimliğindeki uyumla, eserlerindeki renk uyumu ve yarattığı atmosfer iç içedir. Karadeniz doğası resimleri, güvercinleri, figüratif kompozisyonları aynı kimliğin duygusal, düşünsel, sorgusal, görsel izdüşümleridir. Bu verimliliğinin başka bir boyutunu, duygusal-düşünsel kaygılarını kapsayan yazılarında da görmek olası. “Yazmak ve çizmek özdeştir” der Klee. Yazmak, çizmek, boyamak, yontmak renkle, biçimle, formla kendisi olabilmek, aynı zamanda bu ülkenin sanat potasına artı değerler katmak anlamına gelir. Yaşamın, hangi alanda olursa olsun, sanatla anlamlanacağının bilincinde olmak Kadir Şişginoğlu’nun emekleriyle daha geniş çevrelere yayılacaktır. Her emek, her sergi, yeni keşiflerin de yaratıcısı ve kışkırtıcısıdır. Yeni sergilerin sanatın bitmez-tükenmez okyanusluğu içinde; Kadir için daha çok başarılar getireceği kuşkusuzdur. Karadeniz uşakları sanata çok yatkındır. Cumhuriyet Türkiye’sinin önemli pek çok sanatçısı bu bölgeden yetişmiştir. Üstelik örgütcülükleri ve yaratıcılıklarıyla Türkiye’de ilk özel sanat müzelerinin kurucuları olan İMOGA-İSTANBUL SANAT MÜZESİ’nin kurucusu Prof. SÜLEYMAN SAİM TEKCAN ve ANKARA - MUSTAFA AYAZ SANAT MÜZESİ’nin kurucusu MUSTAFA AYAZ Karadeniz’lidir. Sanattan aldıklarını sanata ve bu ülkeye sunan GAZİ EĞİTİM’li iki yurtsever insan. Ardından yenileri gelecektir. Gelecekte Trabzon Plastik Sanatlar Müzesinin kurucuları Kadir Şişginoğlu gibi sanatçılardan çıkacaktır: Neden olmasın. Haber -TRABZON SANAT
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||