|
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
› Avrupa Ressamlarını Seçiyor
› Turkuaz Sanatevi Sergisi
› Aksoyoğlu Pariste Sergi Açıyor
› Yıldırımdan Sergi Rüzgarı
› Ebru ve Minyatür Sergisi
› Şükran Üst Resim Sergisi
› Gaziantep' te Sergi Rüzgarı
› İşte Havalimiz İlgi Topladı
› Trabzon'da Türk Müziği Konseri
› Karadenizden Esintiler Sergisi
› Ahmet Kalkan Resim Sergisi
› Özlem Kadakaloğlu Sergisi
|
|||||||||||||||
|
Derya Gülü Oyununa Alkış Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni Alican Lakot Derya gülü oyununu kaleme aldı.TRABZON HALK EĞİTİM MERKEZİ TİYATRO KULÜBÜ’nün hazırladığı Necati CUMALI’nın DERYA GÜLÜ 14-15 Nisan 2008 tarihlerinde Trabzon Haluk Ongan sahnesinde, 27 Nisan 2008 tarihinde de Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinde sahneye kondu. DERYA GÜLÜ Necati Cumalı’nın 1960 da Moda da başlayıp, 1963 de Tel Aviv’de tamamladığı Derya Gülü’nü izlerken, okul yıllarında (üniversite) okuduğum ve de içindeki betimlemelere hayran kaldığım Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir KABAAĞAÇLI) nın eserlerini yeniden okur gibi oldum. Aklıma gelen ilk soru; neden DERYA GÜLÜ sahnelendi? İçeriğinde bugünün Türkiye’sinde bazı olaylarla örtüşebileceği mi anlatılıyordu? Yıllar öncesinden yazılmasına rağmen Atatürk’ün Nutuk’u hep içinde bulunduğumuz günleri sanki bugün yazılmış gibi ifade edebiliyorsa, Derya Gülü de günümüz kadınının toplumumuzda değer bulması ve bulamaması arasında kafalardaki soru işaretlerini günışığına serer gibiydi. Öncelikle bu düşünceyi günümüzde sahneye koyan başta oyun yönetmenini ve ekibini kutlamak istiyorum. Derya Gülü’ nün konusunu tahlil edersek; Toplumumuzda eskiden beri süre gelen kadının yaşama hakkının kısıtlı ve genelde bir başkasına bağlı olması, kişilik haklarının sürekli istismar edilmesi zaman zaman köle muamelesi yapılması, kendi isteğinin dışında bir başkasıyla maddi imkânsızlıklar sebebiyle evlendirilmesi yani adalet duygusunun ve birey hakkının elinden alınması konusu bir genç kız ekseninde oldukça başarılı şekilde işlenmiş. Yaşlı balıkçıyla genç karısının arasındaki geçimsizlik ve sonradan aralarına girerek onlarla birlikte çalışmaya başlayan genç bir balıkçıyla toplumumuzun kabul edemeyeceği çarpık bir ilişki duygusu işlenmiştir. Üç kişilik bu oyunun en önemli karakteri hiç kuşku yok ki “Meryem”dir. Meryem’in değişik ruh halleri oyunu sürükleyici ve ilginç bir hale büründürürken, Sinan’ın ve Haşim Kaptan’ın da oyuna katkıları küçümsenmeyecek derecede önemli bir yer tutmuştur. Oyun süresince Meryem’in değişik duygu varyasyonları kadınların ne kadar güçlü ruh hallerinin olduğunu kanıtlıyordu. Üç kişilik oyunlarda hareket devinimlerine en yardımcı öğe oyunun müziği olmalıdır. Bu yönüyle çoğu sahnelerde duygu temasının tamamlayıcısı olan müzik eksik işlenmiş. Buna rağmen dalga ve rüzgâr efekti oyun süresince önemli bir yer tutmuştur. MERYEM (ZEYNEP ULUDÜZ) Haşim Kaptan’la küçük yaşta evlendirilmesi kadınlığını olumsuz etkilemiş, sürekli yeniden hayat kurma uğraşı içinde, Sinan’a aşık, kocasını aldatıyor, ihanet ediyor ve de sürekli kocasını öldürtmek, Sinan’la evlenmek istiyor. Yani aşk, ihanet, cinayet üçgeninde güçlü bir karakteri başarıyla oynarken toplumumuzun kanayan yarasına parmak basıyordu. Meryem, güzelliğinin ona verdiği güçle kararmış hayatından kurtulma planlarını sahneye yansıtırken, oyunculuk performansı profesyonel bir tiyatrocu gibiydi. Ancak oyunun diğer bölümlerinde, özellikle kocasına isyan ettiği, karşı geldiği hatta ağladığı sahnelerde biraz abartı vardı. Buna rağmen ilk defa tiyatro sahnesine çıkan ve Meryem karakterinin değişik zorluklarına rağmen bence Derya Gülü oyununun en güçlü ve başarılı oyuncusuydu. Bu yeteneğini başka oyunlarda daha da geliştireceği kanaatindeyim. SİNAN(TARIK SEMERCİ) Derya Gülü’nde, kardeşini aramanın çabası içinde iken hayatın tesadüfleri içerisinde kendini başka bir yerde bulmanın heyecanını yaşamaya çalışırken sahne geçişlerinde ani hareketleri abartılıydı. Halbu ki bu hareketleri daha yumuşak ve öncesinde hazırlayıcı jestleri, mimikleri ile tamamlamalıydı. Bence oyunun müzik yönünden eksik olması Sinan’ın rolünü olumsuz etkilemiştir. Bu da yönetmenin görüş eksikliği olarak yorumlanmalı. Buna rağmen çaresizliğini vurgulayan diğer sahnelerde başarılıydı. Zaman zaman Meryem’ e karşı yükselttiği ses tonu onu Meryem karakterinin önüne itiyordu. Tüm bunlara rağmen Meryem-Sinan karakteri birbirine uygun seçilmişti. HAŞİM KAPTAN (LEVENT ÇAĞLAYAN) Oyunun genelinde oldukça başarılıydı. Sahnedeki rahatlığı rolünü iyi oynamada belirleyici oldu. Belli ki sahne tecrübesi oldukça fazla. Oynadığı karakterini iyi etüt etmiş olmasına rağmen anılarını anlattığı duygusal konuşmaları müzikle birleştirilmeliydi. Yani o yalın konuşma duygusallığı tam olarak yansıtmıyordu. Genç yaşına rağmen üstlendiği karakteri oynarken özellikle Sinan’la olan gergin sahnenin sonunda herkes kavga beklerken hiç beklenmedik sonuçla yaşının olgunluğunun barış ortamını sağlaması izleyenleri beklenmedik bir sonuçla birleştirdi. Yani izleyenler üzerinde bir sürpriz tesiri yaptı.(Edebiyatımızda bu şekle benzeyen fakat sözle yapılarak beklenmedik bir sonuca bağlamak sanatına TERDİD denir). Oyunun son sahnesi hüzünlü ve de Haşim Kaptan’ın yaşına uygun, yaşlı bir insan tavrı sergilemesi ayrı bir başarıydı. Meryem’in sadece saçına dokunması Meryem’in ona karşı koymasına bir saygıydı. Yani sevecenlik, hüzün, saygı üçgeni başarıyla işlenmiştir. YÖNETMEN (İBRAHİM KAVZOĞLU) Aynı okulda yıllarca beraber çalıştığım edebiyat öğretmeni arkadaşım. Bu uğraşı için kendisini kutluyorum. Kısıtlı imkânlar ve zaman içerisinde olabileceğin en iyisini yapmaya çalıştı. Duyguyu oyuncuların sahnede vermesi düşüncesine çok inandığı için müzik kısmını eksik bıraktı. Ayrıca oyunun birinci perdesinin sonuyla oyunun sonu akış içerinde bittiği duygusunu tam veremedi. DEKOR (KOSTÜM) Kostümler oyunun ve oyuncuların karakterlerini yansıtıyordu, bana göre yeterliydi. Dekora gelince; kendi imkânlarıyla dekoru hazırlayan Mahmut Orhan Gençcelep’i kutluyorum. Elindeki imkânlarla iyi bir sahne dizayn etti ancak deniz kıyısının daha inandırıcı olması için kum ve dalga platformu yapılabilseydi daha iyi olacaktı, yinede tebrikler. Burada oyunun hazırlanmasında her türlü desteğini vermesi gereken Halk Eğitim Müdürü’nün ilgisizliğini eleştirmeden geçemeyeceğim. Yönetmenin, yönetmen yardımcısının, dramaturgun, kostümcünün, ışıkçının, dekorcunun ve de oyuncuların işi sahneye malzeme bulmak olmamalıdır. Kayığı, kulübe yapımındaki malzemeleri, balık ağlarını, yatağı, feneri, tencereleri, sobayı, kaşıkları, çanakları, çakmağı, kuşu (fakir), deniz ürünlerini ve de kostümleri halk eğitim kurumu sağlamalıydı. Ama ne yazık ki halk eğitim sadece çalışmalar için salonu kendilerine açmaktan başka hiçbir şey yapmamıştır. Yapmış olsaydı ikinci gün oynanan oyunun sonunda sahnede yapmış olduğu konuşmada daha tatmin edici cümleler söyleyebilirdi. Söylediği beş altı cümlenin özeti sadece “Yetişkinlere de tiyatro eğitimi veriyoruz” olmazdı. Düşünebiliyor musunuz o koskocaman platformu oyuncular ve diğerleri oyun öncesi taşıyacak, sahneye kuracak, oynayacak sonra da gecenin yorgunluğunda sökecek. Bu eleştiriyi inşallah bundan sonra ki çalışmalarında dikkate alırlar. Saygılarımla ALKIŞLAR ÇALIŞANLARA… NOT: 4 Mayıs 2008 Pazar günü Giresun’da Festival de düzenlenecek olan yarışmada DERYA GÜLÜ ekibine başarılar diliyorum.
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||